|
Yazar Veli Şanlı
|
|
Thursday, 04 October 2007
|
|
Ramazan ayı yaz dönemine denk gelmiş ve temmuz sıcağında da epey bir zor geçmededir. Oruç tutan çiftçileri en çok zorlayan iki şey vardir.
Su ve sigara.
Yine öyle bir ramazan günüde akşama kadar sarı sıcağın altında tırpan sallayan koylumuz Üzeyir emmi (Çıtırların dedesi, Şen sülalesinden) akşam eve bitkin bir halde gelmiştir. Elini yüzünü yıkamış, damın üstünde kurulu sofraya oturmus iftari beklemede. Ekmekten, sudan ziyade tiryakisi olduğu sigarasızlık canına tak etmiş, sinir burnuna gelmiştir. Şöyle yavaştan gümüş tabakasından tütünü, kağıdı çıkarır ve kendine güzel, okkalı bir cigara sarar, şimşir ağacından dakımının (ağızlık) ucuna takar. Bir elinde cigarası bir elinde çakmak, gözü köyün karşısında ki ‘Sarı Yayalarda’. Camiinin hocası dama çıkıp ezan okusa duyulmayacak. O sebebten bütün köylüler karşıda ki Sarı Kayalar’a bakar, güneş ordan kayboldumu oruclarını açarlarmış.
Üzeyir emminin gözü Sarı kayalarda. Sabrının son haddini damla-damla yaşamada. Zaman iyice yaklaşınca oğluna seslenir;
- Len irbeem bah baayım şu Sarı Kayalar’a güneş var mi daa. - Hee baba daa güneş durii orda.
Ya sabır deyip o vaziyette biraz daha bekler. Bir süre sonra yine;
- Len irbeem bi daa bah baayım güneş duriimi Sarı Kayalar’da? - Hee baba güneş durii batmadı daa.
Bu Minval üzere bir kac kez aynı şey tekrarlanınca artık sabrıda tükenen Üzeyir emmi sinirle yorgunluk karışımı hışımla seslenir etrafındakilere;
- Bilirim o Sarı Kayaları, kırk yıllığın güneşi vardır orda bitmez, açın orucunuzu
der ve çakmağı çakar.
Görüntüleme sayısı: 1133
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved
|
|
Son Güncelleme ( Wednesday, 05 December 2007 )
|